top of page

Avrupa Birliği Ortak Tarım Politikasının Dünü Bugünü Geleceği

  • Yazarın fotoğrafı: hparca5
    hparca5
  • 26 Ara 2022
  • 3 dakikada okunur

Ortağımız Ekonomist Emre Akyüz'ün anlatımı ve yazımı ile Avrupa Birliği'nin Ortak Tarım Politikasının dünü, bugünü ve geleceğini anlatan makaleyi sizin için sunuyoruz. İyi okumalar



Avrupa Birliği Ortak Tarım Politikası(OTP) II. Dünya Savaşının yıkıcı etkisinden sonra kıtlık tehlikesiyle karşıya karşıya kalmış olan Avrupa Devletleri için bu açmazdan bir çıkış yolu ortaya çıktığını söylemek yanlış olmayacaktır. OTP’nın uygulanmaya başladığı 1962 yılında temel hedefleri, teknik ilerleme yoluyla kaynakların etkin kullanımının sağlanması, tarımsal nüfusun yaşam düzeyinin iyileştirilmesi, piyasa istikrarının sağlanması ve tüketicilere tarım ürünlerinin uygun fiyatlarla ulaştırılması olmuştur. Bu hedeflerin esas amacı ise gıda arz güvenliğinin sağlanması yoluyla tarımsal ürün piyasalarının istikrara kavuşması olmuştur. Bu süreçte tarım sektörü müdahale alımları, ihracat teşvikleriyle desteklenmiş ve ithalat kotalarıyla bebek endüstriler teorisi çerçevesinde korunmuştur.

1970lere gelindiğinde OTP üretimin ve verimliliğin arttırılması konusunda öylesine bir başarı kazanmıştı ki kıtlık tehlikesiyle karşı karşıya olan Avrupa tarımsal ihracat devine dönüşmüştü. Diğer taraftan politikanın etkinliği devletin piyasaya müdahale düzeyi ve yarattığı yük konusunda o dönem ana akıma hâkim olan neo-klasik ekonomi yaklaşımıyla ters düşmekteydi. 1970lerde yaşanan Arap-İsrail savaşlarıyla Arap ülkelerinin petrol ambargosu takiben uluslararası piyasalarda ortaya çıkan dengesizlik uluslararası tarım ticaretini de olumsuz etkilemiş ve ürünlerini uluslararası piyasalarda pazarlamakta sorun yaşayan üye devletlerde üretim fazlası sorunu ortaya çıkmıştı. Bu dönem en bilinen ifadeyle “Tereyağı dağları ve süt gölleri” dönemi olarak tanımlanmaktaydı. Tüm bu eleştiriler ve sorunların neticesinde OTP’nin reform geçirmesi gerekliliği ortaya çıktı. Bu gereklilik OTP’nin bugünkü işleyiş mekanizmasını da doğrudan etkileyecekti. 1972’de Mansholt Planıyla ilk reform hareketi başladı ancak sorunlara ve eleştirilere yönelik tam anlamıyla çözüm üretmeyen plan başarısız oldu. Süt ve süt ürünleri piyasasında arzı düzenlemek için 1984’te 2015 yılına kadar uygulanacak olan “Süt Kotası” uygulaması getirildi.

90lı yıllara gelindiğinde Dünya Büyük bir değişimin eşiğindeydi. Yıkılan Berlin Duvarı Soğuk Savaşın sona erdiğini müjdeliyor, Rachel Carson’ın 1962’de kaleme aldığı “Sessiz Bahar” başlıklı kitabının anlattıklarının yankısı, ozon tabakasındaki delik Dünya insanlarının görüşlerini önemli ölçüde değiştiriyordu. Uluslararası ticaret de yeni bir şekle bürünüyor uluslararası örgütlerin önemi siyaset dışındaki alanlarda da artıyor, Dünya Marshall McLuhan’ın deyimiyle “Küresel Köy” halini almaya başlıyordu. OTP de bu değişimden etkilendi ve kabuk değiştirmeye başladı. 1980’lerden günümüze OTP’nin toplam AB bütçesindeki payı giderek azaldı. Tarımsal destekler büyük ölçüde üretici kararlarını etkilemeyecek şekilde kademeli olarak “üretim miktarı ve üretimle ilişkisiz” hale getirildi. Böylece OTP destekleri Dünya Ticaret Örgütü kurallarıyla uyumlu hale getirilmiş oldu. Kırsal Kalkınma OTP’nin ikinci ayağı oldu ve kırsal alanda yaşayanların yaşam şartlarının iyileştirilmesine yönelik adımlar atıldı. Çevre koruma, hayvan refahı, insan ve bitki sağlığına ilişkin bir takım kurallar içeren “Çapraz Uyum Kuralları” ortaya konuldu. Bu kurallara uyan gönüllü çiftçiler önce ilave destek aldı, daha sonra ise bu kurallar tarımsal desteklerden faydalanmanın ön şartı oldu. 2013 reformuyla ise OTP desteklerinin kapsamına çevre korumaya ilave olarak iklim değişikliğiyle mücadele dâhil oldu. Reformla birlikte gelen belki de en önemli değişiklik “Aktif Çiftçi” tanımı oldu. Buna göre artık OTP desteklerinden sadece esas faaliyeti tarım olan çiftçilerin faydalanabilmesi sağlandı. Daha önce desteklerden faydalanan havalimanları, demiryolu şirketleri, golf tesisleri gibi faydalanıcıların desteklerden faydalanmalarının önüne geçildi.



Son dönemde ise (her ne kadar Ukrayna-Rusya Savaşı nedeniyle arka planda kalsa da) Avrupa Birliğinde başlıca gündem maddesi Yeşil Mutabakat oldu. Yeşil Mutabakat sonrası yayımlanan ve tarım sektörünün hedeflerini içeren “Çiftlikten Çatala Stratejisi(F2F)” ilk günden itibaren tartışmalarla doğdu. Pestisit, gübre ve antibiyotik kullanımının azaltılması ve organik tarım alanlarının arttırılması hedeflerini içeren strateji, tohumun tarlaya ilk düşüş anından, tüketicilerin tüketim alışkanlarını da içerecek şekilde topyekûn bir değişiklik hedefledi. F2F’in “İddialı Hedefleri” neye göre belirlenmişti, etkilerinin ne olacağı konusunda bir etki analizi yapılmış mıydı? Başta Avrupa’nın en büyük çiftçi ve kooperatifler birliği olan CopaCogeca deyim yerindeyse ilk günden itibaren stratejiyi eleştirdi. Bu eleştirilerin ardından ABD Tarım Bakanlığı Ekonomik Araştırmalar Servisi, Wageningen Üniversitesi gibi saygın kuruluşlarının etki analizleri ardı ardına yayımlanmaya başladı. Sonuçlar farklı senaryolarda kısa ve orta vade için iç karartıcıydı. Etki analizleri AB çiftçisinin rekabet gücünün zayıflaması, verimlilik ve dolaysıyla gıda arzında düşüş, gıda fiyatlarında artış gibi olumsuz sonuçlar ortaya koydu. Bugün AB kurumları bu değişimin daha fazla gecikmemesi gerektiğini, AB’nin bu konuda öncü olarak kuralları belirleyen oyuncu olması gerektiği tezini ortaya koyuyor. Diğer tarafta ise iklim değişikliği sebebiyle hâlihazırda yeni zararlılarla mücadele etmekte olan, doğal felaketler nedeniyle ürün/verim kayıplarına uğrayan çiftçiler ve çiftçi örgütleri bu stratejinin uygulanabilirliğini tartışıyor. Bir de üzerine savaşla birlikte gelen tahıl ve yağlı tohumlar piyasasındaki dengesizlikler, enerji fiyatlarındaki artış üreticiler üzerindeki baskının daha da artmasına neden oluyor.


Mars ve ulaşabildiğimiz diğer gezegenlerle karşılaştırdığımızda Dünya bir cennet. Ancak gerçekten sevgili Dünyamızın ateşi giderek yükseliyor, iklimi dengesizleşiyor. Tüketim alışkanlıklarımızın, üretim yöntem ve yaklaşımlarımızın muhakkak değişmesi gerekiyor. AB, bu değişim için ilk adımı attı. 1960’lardan günümüze kadar tarım politikasını kademeli olarak günün gereklerine ve uluslararası kurallara uygun hale getirdi. Politikalar reforma uğrarken, herkesin ve kuruluşun farklı yöntemlerle (“Have your say” platformu gibi) tartışma sürecine dâhil olmasını sağladı. Bugün AB tarımı bir dev. Kullanılan politika araçları düşünüldüğünde hikâyemiz ufak farklarla tarihsel anlamda birbirine benziyor. Türkiye’nin tarım politikası için Avrupa Birliği Ortak Tarım Politikasının tarihi gelişimi bir yol haritası olabilir.

 
 
 

Yorumlar


©2022 by Kırkyol.

bottom of page